zafer kazanmış askerler
zafer kazanmış askerler
sonsuz bir susuşları var
Karanlık bastı çabucak
yağmur ve savaş kokarak rüzgar
uzaklardan geliyordu.
Asker dolu trenler geçiyordu aceleyle
zor yetiştik camların arkasına, onları görmek için.
Büyük demir kasklar ufuk çizgisini kapatıyordu
ıslak asfalt parlıyordu pencerelerin ardında
azıcık kalmış kuru baklayı temizlerken bile ses çıkarmıyordu kadınlar
ve adımı devriyenin
yoldan suskunluk alıyordu
ve dünyadan sıcaklığı
velhasıl döndü gözlerin, göğe bakmam için
bana ellerini ver, hayatımı tutayım
nasıl da solmuşsun ciğerparem
Gecenin bir yarısı kapımız çalınmış gibi.
Annen, kalın döşekleri sererken
açmaya gitti;
hiçkimse.
Tekrar söylüyordu; hiçkimse.
rüzgar olsa gerek.
Bizim canımız sıkılıyordu yanyana uzanmış yatarken
çünkü biliyorduk
biliyorduk ciğerparem rüzgar olmadığını
Binlerce insan ölüyordu kapımızın dışında
Bak nasıl harabeye döndü mahalle
rüzgar girip çıkıyor evlerin yarıklarından
duvarlar sırılsıklam, şişiyorlar
yakında yıkılırlar.
Bunca komşumuz nerelere gitti selam bile vermeden
yarım bırakarak bahçe duvarını badanalamayı
gülümseyişlerini yarım bırakarak
öyle köşeyi dönsün biri ve onu bir daha görmeyelim...
ne tuhaf.
günaydın diyorduk ve aniden akşam çöküyordu
Nereye gittiler fakat onca çocuk
sabahları şarkı söyleyen sarışın şemsiyeci
silahlandı
bize gülümseyerek bozukluklar uzatan büfeci de
silahlandı
ve bize kömür tartan çocuk, sahiden hatırlıyor musun
silahlandı
elarabası ters dönmüş bir köşede
Sevgilileri geceleyin gözlerinin içine içine bakacak
yüzlerini bir köpek gibi sokarak
gömleklerini koklayacaklar
Ve sesine pencereler açılan postacı
silahlandı
O elma ağzını benden uzaklaştır Maria
üşüyorum
bütün duvarlarda bu akşam hayat silahlanıyor
Birtanem...
Seni
sana sözcüklerle ifade edebileceğimden
daha çok seviyorum
birgün ölürsem, seninle öleyim isterim
ama yapamazdim
seni eskisi gibi sevemezdim artık
Kapıyı ardımıza kapıyor ve üşüyorduk
pencereleri kapatınca daha çok üşüyorduk
ve gözlerini görmek için ne zaman dönsem
dört çocuğun öldürdüğü komşu kadının gözlerini görüyordum
ve ne zaman elini bulmak için uzansam
sanki açların elinden bir ekmek çalıyordum
Bana sarılıyordun ama
ben o sırada omzunun üzerinden yola bakıyordum
ve ne zaman konuşmak istesek
ansızın susuyorduk
açık pencereden uzaklara kulak kabartıyorduk
ölüm mahkumlarının adımlarına
Bunca donakalmışlığın içinde nasıl ısıtsın artık battaniyemiz
kapımız nasıl korusun bizi bütün bu geceden
Aramıza dev gölgeli insanlar attılar
daha neler göreceğiz sevgili...
Tasos Livaditis
sonsuz bir susuşları var
Karanlık bastı çabucak
yağmur ve savaş kokarak rüzgar
uzaklardan geliyordu.
Asker dolu trenler geçiyordu aceleyle
zor yetiştik camların arkasına, onları görmek için.
Büyük demir kasklar ufuk çizgisini kapatıyordu
ıslak asfalt parlıyordu pencerelerin ardında
azıcık kalmış kuru baklayı temizlerken bile ses çıkarmıyordu kadınlar
ve adımı devriyenin
yoldan suskunluk alıyordu
ve dünyadan sıcaklığı
velhasıl döndü gözlerin, göğe bakmam için
bana ellerini ver, hayatımı tutayım
nasıl da solmuşsun ciğerparem
Gecenin bir yarısı kapımız çalınmış gibi.
Annen, kalın döşekleri sererken
açmaya gitti;
hiçkimse.
Tekrar söylüyordu; hiçkimse.
rüzgar olsa gerek.
Bizim canımız sıkılıyordu yanyana uzanmış yatarken
çünkü biliyorduk
biliyorduk ciğerparem rüzgar olmadığını
Binlerce insan ölüyordu kapımızın dışında
Bak nasıl harabeye döndü mahalle
rüzgar girip çıkıyor evlerin yarıklarından
duvarlar sırılsıklam, şişiyorlar
yakında yıkılırlar.
Bunca komşumuz nerelere gitti selam bile vermeden
yarım bırakarak bahçe duvarını badanalamayı
gülümseyişlerini yarım bırakarak
öyle köşeyi dönsün biri ve onu bir daha görmeyelim...
ne tuhaf.
günaydın diyorduk ve aniden akşam çöküyordu
Nereye gittiler fakat onca çocuk
sabahları şarkı söyleyen sarışın şemsiyeci
silahlandı
bize gülümseyerek bozukluklar uzatan büfeci de
silahlandı
ve bize kömür tartan çocuk, sahiden hatırlıyor musun
silahlandı
elarabası ters dönmüş bir köşede
Sevgilileri geceleyin gözlerinin içine içine bakacak
yüzlerini bir köpek gibi sokarak
gömleklerini koklayacaklar
Ve sesine pencereler açılan postacı
silahlandı
O elma ağzını benden uzaklaştır Maria
üşüyorum
bütün duvarlarda bu akşam hayat silahlanıyor
Birtanem...
Seni
sana sözcüklerle ifade edebileceğimden
daha çok seviyorum
birgün ölürsem, seninle öleyim isterim
ama yapamazdim
seni eskisi gibi sevemezdim artık
Kapıyı ardımıza kapıyor ve üşüyorduk
pencereleri kapatınca daha çok üşüyorduk
ve gözlerini görmek için ne zaman dönsem
dört çocuğun öldürdüğü komşu kadının gözlerini görüyordum
ve ne zaman elini bulmak için uzansam
sanki açların elinden bir ekmek çalıyordum
Bana sarılıyordun ama
ben o sırada omzunun üzerinden yola bakıyordum
ve ne zaman konuşmak istesek
ansızın susuyorduk
açık pencereden uzaklara kulak kabartıyorduk
ölüm mahkumlarının adımlarına
Bunca donakalmışlığın içinde nasıl ısıtsın artık battaniyemiz
kapımız nasıl korusun bizi bütün bu geceden
Aramıza dev gölgeli insanlar attılar
daha neler göreceğiz sevgili...
Tasos Livaditis
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder