3.30.2011

agmk

Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor. Her gün sağınızdan, solunuzdan geçiyor bu hayalet. Otobüste yanınızdaki koltukta oturuyor. Her yerde görüyorsunuz onu ama gerçek bir hayalet kadar sessiz olmayı başarabiliyor. Milyonlarca göçmen ve mülteciden oluşan bu hayalet, yaşadığınız toplumun en çok acı çeken kesimi olduğu halde susmayı başarabiliyor.


BİZ SUSMAYI BAŞARAMAYANLARIZ!


Doğudan batıya, güneyden kuzeye akan yeni kavimler göçü, batı uygarlığının yüzündeki maskeyi indiriyor. Eşitlik, özgürlük, insan hakları, demokrasi gibi modern toplumun gözde sloganları göçmenler ve mülteciler için geçerli değil. Çünkü mülteciler ve göçmenler vatandaşlıkla kölelik arasında bir hukuki kategoriyi temsil ediyor. Gündelik hayatımız bunun kanıtlarıyla doludur. En basitinden cebimizde taşıdığımız kimlik kartlarının rengi değişiktir. Ve çoğumuzun kimlik kartında fotoğraf bile yoktur. Bu, devletin göçmen ve mültecileri insan olarak tanımamasının sadece simgesel göstergelerinden biridir. Biz insan olduğumuzu ve insanlığımızı korumanın özgürlük ve eşitlik mücadelesinden geçtiğini biliyoruz.


Küreselleşmeyle, para ve malların dolaşımı önündeki sınır duvarları indirilirken, insan dolaşımının önündeki duvarlar yükseltiliyor. Bunu yapan dünyanın efendileri, aynı zamanda geldiğimiz ülkeleri savaşla, faşist yönetimlerle ve açlıkla ölüme boğdular ve bizlere yaşayabilmek için göçetmek dışında bir şans bırakmadılar. Sömürgeci savaşların kan kustuğu Irak’tan, Afganistan’dan, Somali’den, Kongo’dan, faşist barbarlığın terör estirdiği Filistin’den, Kürdistan’dan, Türkiye’den, Pakistan’dan, neo-liberalizmin yoksulluğa mahkum ettiği Arnavutluk’tan, Polonya’dan, Romanya’dan, sömürgeci talanın yaşam kaynaklarını kuruttuğu Bangladeş, Nijerya, Hindistan, Fas gibi ülkelerden geliyoruz. Devlet zaten politik göçmenlerle ekonomik göçmenler arasındaki farkı ortadan kaldırırken, biz aynı olduğumuzu, sadece politik ve ekonomik göçmenler olarak değil, Yunanistan emekçileriyle de aynı olduğumuzu, birlikte yürümemiz gerektiğini biliyoruz.


Çünkü kendimizi artık bu toplumun bir parçası olarak görüyoruz. Ve kendimizi bir parçası olarak gördüğümüz bu toplumun en canalıcı problemi göçmenlerdir. Çünkü bu ülkeye girer girmez, hiçbir gerekçesi yokken üç ay insanlık dışı koşullarda hapis yatırılan, yine bir bahane bile yokken polis karakollarında işkence gören, en ucuza en zor ve en pis işlerde çalıstırılan, faşist çetelerinin saldırılarıyla karşılaşan, her an gözaltı ve sınırdışı edilme tehlikesiyle karşı karşıya olan toplumsal kesim göçmenlerdir.


Göçmenlerin çoğu için yaşadıkları bu gerçekliği ifade edebilmek zor değil. Ama yine büyük bir çoğunluğu için asıl sorun buradaki eşitlik ve özgürlük mücadelesi değil, ölümün kol gezdiği topraklardan gelmiş olmanın verdiği göreli rahatlama. Ekonomik beklentilerle göç etmiş olanlar için de durum ne kadar kötü olursa olsun, aldıkları ücret hala geldikleri ülkelerden yüksektir ve bu yüzden örgütlenme ve toplumsal mücadele içinde yeralma fikrinden uzak dururlar. Çünkü göçmenler de çok iyi bilirler ki demokrasi ve insan hakları adına atılan onca nutuğun bir anlamı yoktur. Başta sınırdışı olmak üzere demokrasi madalyonunun arka yüzündeki bütün faşizan uygulamalar onları beklemektedir. Bu nedenlerden dolayı bir göçmen için bugün toplumsal mücadele içinde yerini almak, henüz daha iyi bir yaşam vaadetmemektedir. Etkin bir toplumsal faktör olana değin göçmen mücadelesi, bir onur mücadelesidir.


Bu yüzden biz, bir avuç insan olarak yola çıkıyoruz. Bu nedenlerle kendisini toplumsal mücadelenin bir etken gücü değil, dayanışmanın pasif tarafı olarak konumlandırmış ve işlevsizleşmiş göçmen örgütleri içinde yeralmayı reddediyoruz. Bu nedenlerle mevcut (yunanlı ya da diğer ülkelerden) politik örgütlerin arkasında yürümeyi değil, kendi toplumsal özörgütlülüğümüzle yürümeyi tercih ediyoruz. Çünkü biz bir dayanışma nesnesi değiliz. Bu toplumun en temel sorunlarından birinin öznesiyiz ve dayanışma sözcüğü birlikte mücadele sözüyle birlikte anlam kazanabilir. Çünkü göçmen sorunu nasıl aynı zamanda Yunanistan toplumunun bir sorunuysa, neo-liberal çalışma düzenlemeleri ya da sokaklara yerleştirilen kameralar da aynı ölçüde göçmenlerin sorunudur.


Atina Göçmen ve Mülteci Kolektifi için ilk adımı atmaya bu nedenlerle karar verdik.

AGMK adem-i merkeziyetçi bir sosyal mücadele ve dayanışma örgütüdür. Yani temsiliyete dayanan bir platform değildir, bireyler sadece kendilerini temsil ederler.


Karar mekanizması her aktiviste açık ve yataydır. AGMK zaman içinde aktivistlerinin konuştukları dillere göre ayrı çalışma grupları içinde bir araya gelmesini ve ayrı bir yetkiye sahip olmamak kaydıyla bu grupların arasında koordinasyon sağlayacak ve iki toplantı arasındaki sıcak durumlara müdahaleyi örgütleyecek bir koordinasyon grubunun varlığını gerekli görür. AGMK toplantıları 15 günde bir yapılır. Dayanışma gönüllüsü AGMK aktivistleri de göçmen aktivistlerin sahip olduğu bütün haklara sahiptir.


AGMK anti-faşist bir örgütlenmedir. Hareket tarzını meşruluk ilkesine göre belirler. Zaman içinde ve olanaklar ölçüsünde dernekleşmeyi hedefler.


Zor ve zaman alacak bir işe giriştiğimizin farkındayız. Özellikle bu çağrıyı yapan bir ön çalışma grubundan sözünü ettiğimiz çalışma gruplarına ulaşana dek inatçı olmamız gerektiğini biliyoruz. Bu süreçte, göçmen sorununa açık yüreklilikle yaklaşan dostlarımızın özellikle teknik konulardaki (mekan, baskı, web dizayn, çeviri, hukuk ve sağlık gibi alanlarda) yardımlarına çok ihtiyacımız olacak. Fakat yine belirtmeliyiz ki asıl beklentimiz, bu çağrıyı okuyan göçmenlerin bizimle iletişime geçmek için adım atmalarıdır. Yine yukarıda belirttiğimiz çerçevede bizimle birlikte yürümek isteyecek Yunanistanlı ve Avrupalı bütün yoldaşlarımıza kapımızın açık olduğunu da tekrarlayalım.


AGMK, aynı çerçevede Selanik’te kurulmuş olan Selanik Göçmen ve Mülteci Kolektifi ile her düzeyde enerjisini birleştirmenin ilk adımı olarak Patronların Dünyasına Hepimiz Yabancıyız dergisinin yazım ve dağıtım süreçlerini paylaşacaktır. Yine aynı çerçevede kurulmuş olan Avrupa’nın değişik bölgelerindeki göçmen örgütleriyle enerjisini birleştirmeyi hedefleyecek, bu tür oluşumların gelişimi için elinden gelen desteği sunacaktır.

-SINIRDIŞILAR DERHAL DURDURULSUN!

-TOPLAMA KAMPLARI VE CEZAEVLERİNDEKİ GÖÇMENLER SERBEST BIRAKILSIN!

-GÖÇMENLER ÜZERİNDEKİ POLİS TERÖRÜNE SON!

-HUKUK, SAĞLIK, EĞİTİM VE ÇALIŞMA YAŞAMINDA AYRIMCILIĞA SON!

-EŞİT İŞE EŞİT ÜCRET!


5 Nisan 2005


Atina Göçmen ve Mülteci Kolektifi


Hiç yorum yok: