Oligarkların ardında kabile federasyonları, onun da ardında ailelerimiz. 'Bıkkın Yurttaşlar'ın Sintagma buluşmalarına bakınca da bu kısayolu görebilmek mümkün. Özelleştirme kapsamına alınan elektrik idaresi DEİ'nin koca koca vinçleri, yürüyüş kolunun ortasında meydana giriyor. İşçiler, akraba kayırmacılığın neredeyse meşru görüldüğü PASOK hükümeti tarafından işe alındıkları için, daha çok mesleki geçit töreni havasındalar. Yer yer ulusal bayraklar dalgalanıyor. Partiler yok. Ama somut bir slogan da yok. Çok genel bir 'hayır', çok genel bir 'doğrudan demokrasi'... Birşeyler değişsin! Neler? Bu sorularla yüzleşmek zorundayız. Aksi taktirde; bir kuru kalabalıkla politik hareket arasındaki ayrım noktasını görmezden geliyoruz demektir. Dahası, onun sağa meyledişlerinin soyut bir 'doğrudan demokrasi'yle örtülmesi de deşifre edilmesi gereken bir durum.
Ama biz asıl konumuza dönelim; şikayetçi olduğumuz o soyut 'sistem' pek de uzağımızda değil. En tepelerde, oligarklardan sonra zaten herşey tekrar flulaşıyor ya... Piramidin alt katlarında saflar berrak; kilisenin, okulun, medyanın kar ve rantı ahlakın temeli saydığı akılcı düzen. Ve onun kıyılarında hayatta kalmak için çırpınan aile ve onun uzlaşımcı bireyinin zavallı ahlakı.
Türkiye'de aynı akılcı düzenin unsurları biraz değişmekle birlikte durum daha da vahimleşiyor; ortodoks kilisesinin yerini fethullah gülen cemaati alıyor. Ordu, okulun ağzının ortasına basmış tokadı ve politik kuvvetler dengesini darma duman etmiş. Yapısal bir politik değişiklik sadece anayasa düzeyinde tartışma konusu. Sosyal hayat bir hayli ataerkil ve islamlaşmanın tırmanışta olup olmadığı tartışılıyor. Devasa metropollerde bir köy hayatı, tüketim toplumu içinde din ikonları varlığını sürdürüyor. Bugünlerde orada seçim ekonomisinin altın günleri yaşandığından, politik krizin en geç görüneceği yerler arasında olduğunu da anlamak mümkün. Politikacılar, halkı seçim sirkine çağırıyor. Aynı çarklar orada despotik merkezler doğurduğundan, 'doğrudan demokrasi'nin demogojisine bile rastlanmıyor. Dolayısıyla, gururlanacak birşey yok. Merkezlerin ezici ağırlığı altında hiçbir otonomi yaşam hakkı bulamıyor.
Yunanistan kamu ekonomisi matematiksel olarak içinden çıkılamaz durumda. Borçlanma açmazı mevcut politik durumda yapısal değişiklikleri daha fazla ciddiye alınabilir kılıyor. Fakat bütünsel bir gözle durumu okuyabilen yok gibi. Bıkkın yurttaşlar hareketine Theodorakis'in yurtsever hareketi eşlik ediyor. Sorunu ulusal ekonomi ile küresel ekonomi arasında olup bitiyormuş gibi görenlerin bile politik kararlılığı yok. Zaten çare mevcut düşünsel çerçeveler arasında görünmüyor. Çünkü savaş, neoliberal ideolojiyle bitmiyor. Neşter daha derine batacak. Yeni bir küresel üretim-bölüşüm sisteminden sözetmeye hazır mısınız? O zaman Merkell'i muhatap almayı da bırakın. Doğrudan demokrasi, bize bir çıkış yolu sunuyor elbette. Fakat bunu kiminle konuştuğunuz da önemli.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder